Pages

21 Kasım 2012 Çarşamba

0 Mustafa Muğlalı Olayı / 33 Kurşun

Doğuda  vuku bulan olaylardan biride 30 Temmuz 1943 yılında Vanın Özalp İlçesinin Yukarı Koçkıran köyü yakınlarında  meydana gelen ve siyasi tarihe Mustafa Muğlalı Olayı olarak geçen 33 Kürt köylüsünün öldürülmesi olayıdır.

15 Ağustos 1956 tarih ve 2027 sayılı meclis  Kararıyla Kurulan 27 kişilik Adalet komisyonun araştırması sonucu toplanan bilgilerin raporu , 30 Nisan 1958 de tamamlanmıştır.
Olayın detaylarına  kısaca bir göz atalım. Olayın meydana geldiği yıllarda zaten  o bölgede sınır kaçakçılığı sıklıkla yapılmaktaydı.Bazı kamu görevlilerinin desteği ile kurulan bir takım çeteler sınırdan sürekli kaçakçılık olaylarına karışmaktaydı. Söz konusu çete bir gün İran içlerinde Türk dostu olarak bilinen Mıhemedé Mısto isimli bir ağanın ( Bu ağa Ruslara karşı Türk ordusuna büyük yararlılıklar sağlamıştır) 500 cıvarında kimine göre 1500 adet   koyununu talan ederek sınırdan geçirmeleri üzerine,  Mıhemedé Mısto hayvanlarını geri ister , ancak Özalp kaymakamından olumlu cevap alamayınca 6 Temmuz 1943 yılında adamları ile sınırı geçerek Özalpın 1500  metre kuzeyinde bulunan yayladan 406 adet koyunu  alarak götürür.


  

Buna  Sinirlenen Özalp kaymakamı Hilmi tuncel ile binbaşı Şükrü Tüter özalpa kadar gelip  Arzuhalcı Rıfata 40 kişinin ismini yazmasını isterler.Daha evelinden arzuhalcı ile husumeti bulunan Milanengiz ve  Harapsorik aşiretlerinden hiç alakası olmayan 40 kişinin isimlerini  Mıhemedé Mıstonun adamları diye yazarak  tutuklatırlar. Özalp Sulh Ceza Mahkemesi tutulattırılan 40 kişiden  5 kişiyi tutuklayıp 35  kişiyide salar. Kaymakam ve arkadaşları bununla yetinmeyip yeniden bir rapor yazarak sınır güvenliğinin kalmadığını, Rus askerlerinin sınırı geçtiğini raporda belirterek  Ankaraya bildirirler. Bunun üzerine İçişleri Bakanlığı, Başkanlığı Ordu Müfettişi orgeneral Mustafa Muğlalıyı ,Genel Kurmayda Tüm general Cevat yalımla Rasim Saltuku özalpa gönderir. Umumi Müfettiş Avni Doğanın ricalarına rağmen Mustafa Muğlalı  26 Temmuz 1943 Yılında biri kadın, biri 11 yaşında  çocuk , biri izinli diğeride hava değişimine gelmiş askerler olmak üzere 33 kişiyi tutuklatarak ölüm emri verir.


Daha sonra kadın serbest bırakılır. Kalan 32 kişi Teğmen Bilal Bali ve  teğmen Necdet Bilgez tarafından köylülerin yalvarıp yakarmalarına rağmen 30 Temmuz 1943 günü  Özalpa bağlı yukarı koçkıran köyü sefo deresi yakınında cezaları infaz edilir .Öldü diye bırakılan  bir tanesi cesetlerin altında yaralı olarak kurtulup irana kaçar ancak bir ay sonra oda ölür. 1946 yılında Demakrat partinin meclise girmesi ile başlatılan soruşturma sonucu, 20 mart 1950 tarih, 1950/3 Esas ve 1950/8 sayılı kararı ile 28 yıla mahkum edilen Mustafa Muğlalının cezası yaşlılığı göz önüne alınarak  8 yıla indirildi. Ancak Muğlalı 11 Aralık 1951 yılında  hapiste ölmüştür.
 Daha sonrasında  ilginç bir olay gelişir. 28 Şubat 1997 yılındaki  muhtıra sonrası Mustafa Muğlalının itibarı iade edilerek  Vandaki bir kışlaya ismi verilir.


Ünlü şair Ahmed  Arif bu olayı 33 kurşun isimli şiiri ile destanlaştırır.

ÖLEN KÖYLÜLERİN İSİMLERİ

1. Harapsorik köyünden Hasan oğlu Cellat Uzuntaş
2. Harapsorik köyünden Cellat oğlu Ahmet Uzuntaş
3. Harapsorik köyünden Memi oğlu Ahmet Uyanık
4. Harapsorik köyünden Mehmet oğlu Arap Ali Polat
5. Harapsorik köyünden Timur oğlu Serhenk Özkaplan
6. Harapsorik köyünden Hüseyin oğlu Haydar Akalın
7. Harapsorik köyünden Hüseyin oğlu Ömer Akalın
8. Harapsorik köyünden Timur oğlu Mehmet Özkaplan
9. Harapsorik köyünden Hızır oğlu İsmail Şen
10. Harapsorik köyünden Ali oğlu T atar Gök
11. Harapsorik köyünden Ali oğlu Mısta Ertbaş
12. Harapsorik köyünden Mihi oğlu Beşir Deniz
13. Harapsorik köyünden Cellat oğlu Mustafa Uzuntaş
14. Harapsorik köyünden Yusuf oğlu Aco Çelebi
15. Harapsorik köyünden Aco oğlu Süco Çelebi
16. Milanengiz köyünden Ahmet oğlu Salih Taşçı
17. Milanengiz köyünden Sevinç oğlu ŞOkrü Taşçı
18. Milanengiz köyünden Hızır oğlu Ali
19. Milanengiz köyünden Ali oğlu Mehmet Taşçı
20. Milanengiz köyünden Kuro oğlu Sultan Özay
21. Milanengiz köyünden Osman oğlu İsa
22. Milanengiz köyünden İsmail oğlu Yusuf
23. Milanengiz köyünden Mehmet oğlu Haydar
24. Milanengiz köyünden Muhtar Ali
25. Milanengiz köyünden Ömer oğlu Seydi
26. Milanengiz köyünden Yusuf oğlu Fındı
27. Milanengiz köyünden Ahmet oğlu Memi
28. Milanengiz köyünden İsa oğlu Paşo
29. Milanengiz köyünden Bekir oğlu Kazım
30. Milanengiz köyünden Bekir oğlu Ahmi
31. Milanengiz köyünden Ahmet oğlu Hızır Kon
32. Milanengiz köyünden Kuro oğlu ibrahim Özay

0 Zaro Ağa (1774-1934)


Zaro Ağa   (1774-1934) 
160(Bazı kaynaklar doğum tarihinin 1777 olduğunu ve 157 yıl yaşadığını kaydeder) yıllık hayatında tam 20 kez evlendi. Siirt ve İstanbul´daki 'eş'lerini hiç ihmal etmedi ama çocuklarının ve torunlarının sayısını o da bilmiyordu.







Batı dünyasının da ilgisini çeken ve tam 160 yıl yaşayan Kürt hamalların efsanevi lideri Zaro Ağa, dünyanın en uzun yaşayan adamı ünvanına sahip. Zaro Ağa, yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nda 10 sultan hüküm sürmüş. Kendisi de bu yıllar içinde 6 önemli savaşa katılmış. Birçok evlilik yapan Zaro Ağa hayatında unutamadığı dönemin ise 90 yaşından sonraki gençlik yılları olduğunu söylermiş...
Yaklaşık 1.5 asır yaşayan Zaro Ağa, ’en uzun hayatta kalan adam’ ünvanıyla tüm dünya basınının ilgisini çekmiş, birçok hekim tarafından incelenmiş, uzun yaşamanın sırrı konusunda kafaları daha da bulandırarak, 160 yaşında hayata gözlerini yummuş. 


’Eski İstanbul Kürtleri’ adlı Rohat Alakom’un kitabında, Zaro Ağa’nın iri vücudu ve yakışıklı görünümüyle uzun yıllar hamallık yaptığı belirtiliyor. Alokom’un kitabında Zaro Ağa’nın birçok evlilik yaptığı vurgulanırken unutamadığı anlarının 90 yaşından sonraki gençlik yılları olduğu anlatılıyor.

1774-1934 yılları arasında yaşayan Zaro Ağa, 18. Yüzyılın sonlarına doğru Bitlis’in Merment köyünden İstanbul’a gelmiş. Selimiye Kışlası, Ortaköy ve Tophane Camii’nin inşatında çalışmış, daha sonra da memleketine dönmüş. Memleketinde evlenen, çok para kazanmak için tekrar İstanbul’a gelen Zaro Ağa, yakışıklı, iri yarı, güçlü, kuvvetli olduğundan sarayın dikkatini çekmiş, askerliğini sarayda yapmış. Fakat Rus muhaberesinde memleketine dönmüş, mensup olduğu Şerif Mirza Aşireti’yle birlikte savaşa katılmış ve bu savaşta bacağından yaralanmış.

Zaro Ağa, ilk Kürt hamallarından biri olarak kabul edilir. Gümrüklerde hamallık yapan Zaro Ağa, bu işte kendisini kısa sürede göstererek hamalların kahyası olmuş ve 20 yıl çalışmış.

Zaro Ağa’nın nasıl bu kadar uzun yaşayabildiği konusunda çeşitli araştırmalar yapılmış. En çok bulgur ve yoğurt yediği ifade edilen Zaro Ağa’nın öyküsü başlı başına uzun bir inceleme konusu.

Dünya medyasını en çok ilgilendiren konulardan birisi de Zaro Ağa’nın evlilik yaşamı ve kadınlara bakış açısı olmuş. Sadece memleketinde 7 defa evlenen Zaro Ağa’nın, tam olarak kaç evlilik yaptığı ise bilinmiyor. Bazı kaynaklara göre 13, bazı kaynaklara göre 17, hatta bazı kaynaklara göre 27 evlilik yaptığı iddia ediliyor. Zaro Ağa’nın Beşi kız olmak üzere 13 çocuğu, 29 torunu olduğu söylenir. Zaro Ağa’ya "Neden bu kadar çok evleniyorsun" diye sorulduğunda, "Ne yapayım, aldığım kadınlar çabuk ihtiyarlayıp ölüyorlar" şeklinde cevaplamış.

Zaro Ağa, son günlerini İstanbul’da geçirmiş. 1934 yılında ölen Zaro Ağa’nın ölüm haberi tüm dünya medyasının ilgilendirir, yatmakda olduğu hastane gazetecilerle dolarken, daha sonra tüm dünya gazeteleri Zaro Ağa’nın ölümünü "Dünyanın en yaşlı adamı öldü" şeklinde duyurmuş. Yaşadığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nda yaklaşık 10 sultan hüküm sürmüş.

Bir kaynakta Mihri Hanım adlı resim öğretmeninin Zaro Ağa’ya ilişkin bir anısına yer veriliyor. Gedikpaşa’daki Nefise Mektebi’ne çağrılan Zaro Ağa, burada model olarak 3 gün çalıştıktan sonra bir daha uğramıyor. Nedenini ise Zaro Ağa şu şekilde açıklamış: "Kızlar hep bana bakıyorlar. Aha biyle biyle göz kırpiyler. Sonra başımı, yanağımı okşiyler. Buraya bah, beri bah dirler, hangisine bahayim, bilmirem. Hepsi huriler gibi, bir iki dene olsa ne ise. Emme ben bu kadar kızı nideyim, daha gelmem vallah..."




ZARO AĞANIN HAYATINDAN BAZI KESİTLER

Mezarı İstanbul´da Eyüp Kabristanı´nda. Yani en uzun yaşayan Çinli ile en uzun yaşayan bizim Zaro Ağa, arka arkaya göçüp gitmişler bu dünyadan.

Şimdi yanlarından geçip gittiğiniz Ortaköy Camii, Nusretiye Camii, Selimiye Kışlası, Dolmabahçe Sarayı´nda onun emeği vardı. Hepsi o yıllarda inşa edilmişti ve Zaro Ağa bu tarihi yapıların inşaatında çalışmıştı.

Zaro Ağa dünyaya geldiğinde Osmanlı İmparatorluğu´nun başında I. Abdülhamit tahtta oturmaktaydı.

'İlk' gençlik yıllarında İstanbul´a göç ettiğinde padişah III. Selim´di.

Şimdi yanlarından geçip gittiğiniz Ortaköy Camii, Nusretiye Camii, Selimiye Kışlası, Dolmabahçe Sarayı´nda onun emeği vardı. Hepsi o yıllarda inşa edilmişti ve Zaro Ağa bu tarihi yapıların inşaatında çalışmıştı.

Uzun yaşamı boyunca saltanatını gördüğü padişahları saymaktan yorulursunuz: I. Abdülhamid, III. Selim, IV. Mustafa, II. Mahmud, Abdülmecid, Abdülaziz, V.Murad, II. Abdülhamid, V. Mehmet Reşat ve Vahdettin...

Kabakçı Mustafa İsyanı´na, Yeniçeriliğin kaldırılışına, Tanzimat´a, Birinci ve İkinci Meşrutiyet´in ve Cumhuriyet´in ilanına tanık oldu.

Kırım Harbi, Rus Harbi, Plevne, Kafkas Savaşı, Balkan Harbi, Birinci Dünya Savaşı, işgal yılları ve İstiklal Harbi´ni yaşadı.

İstanbul´daki ömrünü Tophane´de küçük, mütevazı bir evde geçirdi. Erken yediği akşam yemeklerinde sofrasında sadece yoğurt ya da sadece ekmekle ayran bulundururdu. Tam 100 yıl bu alışkanlığını değiştirmedi.

İstanbul´da hamallık da yaptı. Hamallar Teşkilatı´nı o kurdu,

Ancak, hazin öykü bundan sonra başladı: İki Amerikalı Musevi,  Zaro Ağa´yı 'yeni bir hayat vaadi' yle Amerika´ya gitmeye ikna etti.


Zaro Ağa, New York´ta büyük bir törenle karşılandı.


Ancak onu götürenlerin niyetleri başkaydı: Özel bir kostüm giydirip, sirklerde 'dünyanın en yaşlı insanı' diye teşhir ettiler.Fotoğraf çektirmek 10 dolar, öpmek 15 dolardı. 150 yaşındaki Ağa´yı, eyalet eyalet dolaştırıp posasını çıkardıktan sonra, beş parasız getirip İstanbul´a bıraktılar.

Zor geldi Zaro Ağa´ya yaşadıkları. 29 Haziran 1934´te Şişli Etfal´de öldü. 157 yaşına kadar sapasağlam ve doktora gitmeyen Ağa´nın son yılında ciğerlerinde tüberküloz, kalbinde büyüme ortaya çıkmıştı.

Toprağa verilirken, torununun torunlarından biri şöyle bağırıyordu: 'Hoy hooy öldü babam! Dünyasına doyamadan gitti!'


1 Midyat / Arnas Aşireti


ARNAS AŞİRETİ

Dekşuri aşiretinin bir kolu olan Arnas Aşireti Midyatın Kuzey doğusunda yerleşiktir. Doğusunda dermemmıka, batısında Mahalmi, güneyinde Midyat, kuzeyinde is Kercoz aşireti vardır. Aşirette Süryani ve Kürt karışıktır. Aşiretteki Kürtler müslümandır. Arnas Aşiretinin Merkezi eski bir Süryani köyü olan Arnas’tır.

ARNAS AŞİRETİ’NİN KÖYLERİ:

Arnas: Süryani ve Müslüman Kürt Karışık
Salhé: Süryani ve Müslüman Kürt Karışık
Baté: Süryani ve Müslüman Kürt Karışık
Erdé: Süryani ve Müslüman Kürt Karışık
Bınkelbé: Süryani ve Müslüman Kürt Karışık
Bıhelé : Bınkelbé’nin mezrasıdır.

Halen Suriye’nin Halep Şehrindeki  tarihçi yazar Hanna İbrahim Erdélidir. Êrdé ismi Süryanice Yerdo  kelimesinden gelmektedir.Su kaynağı  veya su pınarı anlamına gelmektedir.

ARNAS’TAKİ AİLELER

1-Mala Hemed:Mıhemed Şéro’nun çocuklarıdır.
2-Malea Temır: Osmané Temir ve kardeşleri Sarohan ile Levend’ın çocuklarıdır.
3-Mala Şemé: Behçet tasman bu aileye mensuptur.
4-Mala İsko: Gözenoğlu ailesi Mala İsko’ya mensuptur.5-Mala Çomerka
6-Mala Elo
7-Mala Ahmo:Arnas eski muhtarı Ahmet atlaş bu aileye mensuptur.
Bu saydığımız 7  aile’nin tamamı akraba olup Koçek adlı şahsın soyundan gelmektedirler.
8-Seyyidler:Köydeki seyyidler aslen Kartmin seyyidleri ile akrabadırlar. İmamlık yapmaktadırlar.Midyat’taki alim Mele Zubeyr bu aileye mensuptur.
9-Koçek’in çocuklarından olmayan bir aile demasaré ailesidir.(Karasu’dan gelmişlerdie.)



ARNAS SÜRYANİLERİ

1-Mala Seloki
2-Mala Qaliki
3-Mala Hevşiki
4-Mala Hubelki

Bu 4 aile Süryani Ortodoks olup Süryanice konuşurlar.

Mala Bıré Elo: Köyün tek Süryani Katolik ailesidir.Aile kökeni olarak Hubelkilere mensupturlar. Arnas cıvarında halen harabe olarak duran 7 eski yerleşim bölgesi daha mevcuttur. Bu yerlerin ismi şöyledir; Dey Haded, Zımıt,Xarabé Fero,Xırbeké Koçek, Qesra Jéré, Qesra joré, ve Kundel Arnas aşiretinin liderleri Mala Temir ile onların akrabaları olan  Mala Mıhemedé Şéero’dur. Ailenin Cizre ile Şirnak arasındaki Kasrık Boğazı cıvarından geldikleri ve aslen Batuvan Aşiretine mensup oldukları söylenmektedir.

Cizre tarafından gelerek Arnas ile Aynvert köyü arasında  Kurré dağına çadır kuran 5 kardeşe Heverké ağaları ile kavgalı olan Arnas Süryanileri “Hafirlik” (Koruculuk) teklifinde bulunur. Teklifi kabul eden aile Arnas’a yerleince Botan Mirinin Haverkadaki temsilcisi ile aralarında çıkar ve 5 kardeşten biri öldürülür. Ancak buna rağmen aile Arnas’a yerleşir.
Arnas ağaları en güçlü dönemlerine Mıhemedé Şéro  döneminde ulaşırlar. Tahminen 1830’lu yıllarda  Mıhemedé Şéro Botan Mirirnin  Midyat’ta oturan temsilcisi Hacıké Abbasé’ye vergi vermeyi reddeder ve Hacıké Abbasé’yi Midyat’tan Cizreye kovar.

Botan Miri Kuvvetleri ile birlikte Mıhemedé Şéro’nun üzerine yürür. Mıhemedé Şéro teslim olmaz. Keferzota ve Aynkaf Şéxleri araya girerek Béxt(Aman) verirler. İkna olup mevzisinden  çıkınca  Mir onu yakalatarak Cizreye götürür. 3 yıl Cizre Dergulé’de kalan Mıhemedé Şéro bu arada  Cizreli bir kadınla evlenir Bu kadından Şemdin adında bir oğlu olur. (Şemdin’in torunları hala  Zaho’da ikamet etmekte ve  Silivani aşiretin’de  13 köyleri bulunmaktadır. Liderleri Ferhat ve Ziraat Mühendisi Ziyat ağalıklarını yapmaktadır.

Mıhemedé Şéro Keferzéli Mala İsmailé Verdélerin damadı idi. Karısı 1.İsmail’in kız kardeşiydi. Mıhemedé Şéro’nun kız kardeşi’de 1. İsmail ile evli idi.(İsmailé Verdé’nin Dedesi) Mıhemedé Şéro irle anlaşarak Arnas'a  geri döndükten sonra tekrar Mire isyan eder.askerleri ile Arnas'a hücum  Botan Mirinin adamlarından  Saduné Nuhé  Gergeri, Mıhemedé Şéroyu  Salhé ile  Midyat arasında  uzaktan tek kurşunla   alnından vurarak öldürür.Mıhemedé Şéronun cenazesini oğlu heybet savaş alanından kaçırarak Midyat'a götürür ve nerhoz mezarlığına defneder. Botan Miri  Mıhemedé Şéronun çocuklarını Cizreye götürür. 7 Yıl Cizre'de Degulé'de kalırlar.

Aşiretin başsız kaldığı bu dönemde  Mala Ahmo'dan Temırké ağa olur. Bu durum Osmané Temır'ın  hoşuna gitmez. Diğer aile liderlerini toplar ve ağalığı önce onlara teklif eder, lakin hiç biri buna yanaşmaz. Hepsine Kuranı Kerim üzerine yemin ettirerek kendi adına söz alır. O tarihlerde Süryanilerin Lideri Kerimo adında biridir. Osmané Temir Rişal adında ünlü atının karnının yara olduğunu beyan ederek baytarlıktan anlayan Kerimoyu ata bakması için çağırır. Osmané Temirin kardeşi Sarohan Kerimoyu ahırda öldürür.(Bazıları Kerimoyu daha önce Mıhemedé Şéronun öldürdüğünü söylüyorlar)
Süryanilerin bir bayram günü Osmané Temir ile Temirké Kilisede karşılaşırlar. Uzun boylu olan Temırké Osmané Temır'i omuzundan, ondan kısa olan Osmané temır ise Temırké'yi karnından hançerle yaralar. Temırké aldığı yara ile ölür. Olayda temırké'nin babasıda öldürülür.

Ağa olan Osmané Temır Bir müddet sonra Cizre Mirine vergi vermeyince Mir tekrar Arnas'ı kuşatarak Osman-Levend ve sarohan adlı 3 kardeşi Cizreye götürür.Bir müddet sonra(3 yıl sonra olduğu rivayet edilir) serbest bırkalılır. Mahalmi beyleri, Kercoz ve ömeryan ağaları Osmané temır'i desteklerler.Aynı tarihlerde oldukça yaşlanmış olan Kercoz ağası Hasané Şemdin, Êrdé  köyünün süryani liderini araya koyarak kızını Osmané Temır ile evlendirmek ister.Osmané temır, Hasan şemdin'in kızı Şehriban ile evlenir.Osmané temır 1880'de  Şemdinlide isyan eden Şeyh Ubeydullahı destekler. Osmané Temır  bir kızını Alıka Ağası Heşterekli Cımo ile, bir kızını Mizizex ağası Xelefé Cırco ile evlendirir. Osmané Temır ve Aynkaf'lı Şéğ İbrahim Hamidi(Şéğİbrahim Şeğ Fetullahın babasıdır.Şéğ fetullah Batman eski milletvekili Ataullah Hamidi'nin dedesidir.) İstanbula sürgün edilirler ve  burada 4 yıl sürgünde kalırlar.Sürgünden döndükten sonra Kercoz ağası Hasan şemdin'in oğlu İsmail yaşlı babasına isyan ederek Ramanlıları Kercoz'a getirir. Hasan şemdin damadı Osmané Temır'dan yardım isteyince Osmané Temır adamları ile Kercz' a  saldırır. Osmané Temır'ın oğlu Kercoz'da Hasan ağayı (Hasan Şemdin değil) öldürür. Onlarda Osmané Temır'ın oğulları Süleyman ve hasan'ı öldürürler.  Diğer bir oğlu Muhammed salih ise (Avukat Abdullah Timur'un babası) 3 kurşunla yaralanır.

İsmail'i alt ederek Ramanlıları Kercoz'dan çıkaran Osman" Temır Kercozdan çıkmak istemez. Araya giren aynkaflı Şeğ İbrahim Hamidi "Keko İstanbul'da sürgünde iken sen bana 7 oğlum sana feda olsun diyordun. Benim hatırım için Kercoz'dan çık deyince Osmané Temır Şeğ İbrahimi kırmayarak isteğini kabul eder. Ancak ismailin Kercoz'a gelmesi ve babası Hasan şemdinin elini öperek özür dilemesi şartını öne sürer. İsmail kaçtığı Kercoz'a geri dönerek babasının elini öpüp özür diler. Dıfne'den  Arnas'a kadar olan köyler Osmané Temır'e bağlanır. Osmané Temır oğullarını bu köylere yerleştirir. Aynkaflı şeğ İbrahim hamidi Osmané Temıre  o tarihlerde bölgede pek bulunmayan bir sac soba  hediye getirir. Osmané Temırden sonra yerine oğlu Muhammed salih (1878-1934) geçer.Muhammed salih Ağaoğlu Abdulkerimi 1919 yılında 160 adamı ile birlikte İngilizlere karşı savaşan Süleymaniyeli Şeğ Mahmud Berzenci'nin yardımına gönderir. 3 kez sürgüne gönderilen  Muhammed Salih ilk seferinde Burdur'a  ikincisinde  Trabzona(1926) üçüncüsünde ise  Aydın Söke'ye gönderilir. Avukat Abdullah Timur Atalarını M.Salih-Osman-Temır-Bahe-İskan olarak saymaktadır.

Dipnot : Yazının devamı okumak isteyenler,
Altan Tan'ın Turabidin'den Berrıye'ye (Aşiretler, Dinler, Diller, Kültürler)  Kitabında mevcuttur.


20 Kasım 2012 Salı

0 1970’lerin efsane savcısı Marlon Kemal nasıl öldürüldü?


1970’lerin efsane savcısı Marlon Kemal nasıl öldürüldü?
1970’lerin efsane savcısı Marlon Kemal nasıl öldürüldü?
‘Gündüz savcı, gece kurt...’ 1970’lerde İstanbul yeraltı alemi onu böyle anlatıyordu. Gündüzleri suçlulara göz açtırmayan yaman bir savcı olan Marlon Kemal, geceleriyse suç aleminin göbeğine dalıyordu. Eski İstanbul’un en gizemli karakterinden Marlon Kemal nasıl yaşadı, neden öldürüldü?

Karanlık, izbe bir oda, 40 mumluk ampul, odayı aydınlatmıyor karartıyor sanki. Usanmış, bıkmış iki komiser olayları dinler. Siyah pardösülü, yüzü hafif terli, genç adam sakince söze girer, “Kemal Ağabey’i severdim, sayardım. Fakat son günlerde gereksiz yere adam dövüyor, yok yere olay çıkarıyordu. Son olarak Beyoğlu İmparator Otel’de yatıp, meblağsını ödemeyen bir arkadaşımı döverken gördüm, müdahale etmeye çalıştım. ‘Ağabey, yapma neden dövüyorsun çocuğu, parası olunca verir otele borcunu’ demeye kalmadan, bana da hakaret edip girişti ve tekmeledi. Bu olaydan sonra nefretim ve kinim kabardı. Bulduğum yerde vurmaya karar verdim.
Olay günü, Emek Kulübü’nde olduğunu işittim. Peşinden mekana gittim. Bezik oynuyorduk, Kemal Ağabey, birkaç masa ötedeydi. Kalktı müdüriyet odasına girdi. Ben de kalktım, kapıyı vurmadan içeri daldım. Elinde not defteri, telefonda tuşları çeviriyordu. Kafasını kaldırdı. Belimde kabzası dışarı çıkmış silahımı fark etti, ‘Ne ulan o? Beline topluyu koyunca kovboy mu kesildin başımıza’ dedi. Önce Kemal Ağabey silahına hamle etti fakat mermiyi süremeden, ben tabancamı ateşledim.”
Cinayeti bu şekilde itiraf eder Nurullah Çınar. Öldürdüğü kişi önemli biriydi, gazeteler yazıyor, hem yer üstü hem de yer altı çalkanıyordu. Eskişehir savcı yardımcısı Kemal Şimşek 7 Mart 1977’de 01.30’da vurulmuş ve olay yerinde can vermişti. Fakat o savcı Kemal Şimşek olarak değil, Marlon Brando’ya benzerliğinden dolayı Marlon Kemal olarak tanınıyordu. Kimdi Marlon Kemal? Neden kopmuştu bu kıyamet? Kumarhanede bir savcı vurulmuştu ve asıl soru Marlon Kemal’i neden öldürmüşlerdi? Otele parasını vermeyen bir çocuğu dövdüğü için mi? Tabii ki hayır...
Kabadayı mı, savcı mı?
Marlon lakabını üniversite yıllarından alır. Marlon Brando’ya benzediği kadar, onun filmlerde canlandırdığı karakterler gibi maço ve sert bir gençtir. Sözünü sakınmaz bir isyankârdır Marlon Kemal. 1938 yılında Trabzon, Of’ta doğar. Lakin, Kemal’in çocukuluğu Of’da değil, bitirim yatağı, delikanlılar beşiği Balat’ta geçer. Kemal’in derslerle pek arası yoktur ama yüksek bir zekaya sahiptir. Ders notlarının fevkalade olması, sokaklardaki haşarılığına perde olur.
Gençlik yıllarında boks ve haltere merak salar ve uzun süre bu iki sporla da uğraşır. Sonuçta Balat ve çevresinde ‘yüreği ve bileği’ sağlam bir delikanlı olarak nam salar. Üniversiteye zorlanmadan girer. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki yılları da hareketli geçer. Zamanın ilerici gençlik örgütü Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı’nın aktif üyesidir. Mezun olunca soluğu Dadaş diyarında alır.
Erzurum’a savcı olarak tayin edilmiştir. Fakat ruhu Erzurum’un durağan, sakin ortamıyla uyuşmaz. Sonunda onu ölümüne götüren kaderin zincirleri İstanbul-Eyüp savcılığına atanmasıyla harekete geçer. ‘Gündüz savcı, gece kurt’ namıyla anılmasını sağlayan olaylar yavaş yavaş fitillenmeye başlar. Son derece idealist olan Marlon Kemal, gündüzleri prensiplerinden asla vazgeçmeyen, kanunlara bağlı otoriter bir savcıyken, geceleri tam bir kabadayıya dönüşüyor, adam dövmekten çekinmiyor ve kumarhanelerden çıkmaz hale geliyor. Öldürüldüğü gece kumarhanenin sahibi Of’lu Osman’ın (Cehavir) makam koltuğuna oturmuş, İnterpol tarafından silah kaçakçılığı suçlamasıyla aranan yakın dostu Of’lu İsmail’i (Hacısüleymanoğlu) aramaktadır. Elinde telefonu tuşlamak için tuttuğu not defterindeyse kimler yoktur ki. Yeraltı dünyasının ünlü isimleri Ahmet Cehavir, Yusuf Özbir ve İbrahim Kılıç gibi kabadayılardan 2 milyon TL’ye yakın kumar borcu alacağı notunu düşmüştür. Kumardan alacağı olanın borcu da olması muhakkak gözükür. Diğer alacaklarıysae kumar masasına zorla oturttuğu ve borç verdiği ünlü birçok isimdir.
Birçok isimi tanımıştır
Marlon Kemal’in gece aleminde yakın dostları kumar, gasp, kaçakçılık, cinayetten hükümlü veya arananlardan oluşmaktadır. Marlon Kemal, en babasından, en ayakçısına kadar birçok isimi tanımıştır. Devleti temsil eden bir savcının, böylesine karanlık güçlerle ne işi vardır? Sadece kumar tutkusu mu onu bu alemin içine çekmiştir? Bu sorunun cevabını yine kendisi bir dava esnasında verir, “Kimi topa meraklıdır, kimi kelebek avcılığına. Bense delikanlı, mert, kabadayı insanların aşığıyım” der. Bu söylemini, ‘Şövalye’ lakaplı, arkadaşının yargılanması sırasında hakimin, “Sen ne biçim savcısın, senin ne işin var böyle kişilerle, nasıl bunlar arkadaşlık edersin?” sorusu üzerine verir. 

Kabzalar kaşınıyor
Eyüp Savcılığı esnasında Marlon Kemal, giderek yeraltı dünyasının derinlerine girmeye başlar. Fakat işinde o kadar iyidir ki ‘efsane savcı’ olarak gazetelerde boy göstermekte halk tarafından sevilmektedir. Meşhur ‘Hayali Haliç Tecavüzcüsü’ olayını çözmesi namını yürütür. Haliç civarında 10 yaşlarında bir erkek çocuk, tecavüz edildikten sonra, boğulmak üzere Haliç’in koyu bela sularına atılmıştır.
Polis, şüpheli üç genci yakalar. Sorgularına müteakip gençler suçlarını kabul eder. Savcılığa intikal ettirilen gençlerin durumundan şüphelenen Marlon Kemal, gençlerin masum olduğuna inanarak tüm emniyeti karşısına alır. Olayı tek başına araştırır. Haliç’i ters çevirir. Sonuçta, tecavüz edildiği söylenen çocuğun sağ olduğunu, yakalanan gençlerin masum olduğunu ortaya çıkarır. Bu olay pek tabii ki İstanbul basınında genişçe yer bulur. Emniyeti lekele-yen bir olay birçok kişinin de hedef listesine sokar Marlon Kemal’i.
Haberler sonrası dedikodulara ve laf kavgalarına gelemeyen Marlon Kemal, bir milletvekili, bir baş komiser, bir bekçi, iki polis memurunu döver. Derken hukuk dünyasının eli maşalı savcısı soluğu Eskişehir’de alır. Artık Eskişehir savcı yardımcısıdır. Lakin bu onu durduracak değildir. Sık sık raporlar alan Marlon Kemal’i İstanbul’un yeraltı şehri kucak açmaya devam etmektedir.
Kırmızı Mercedesli savcı
Kırmızı Mercedes’ini çok seven Marlon Kemal, şıklığına da aşırı düşkündür. Eskişehir’de olmadığı günlerde İstanbul gecelerinde boy gösterir. Ölümünden bir gün evvel Atom Mehmet’in Unkapanı’nda yeni açtığı gece kulübünde silah çekerek kavga çıkarır, ondan bir hafta öncede sudan bir sebeple Nurullah Çınar ve arkadaşını darp eder. O meşhur gece iri yarı, hafif ince bıyıklı, saçları mahkeme koridorlarında ve kumar masalarında   hafif dökülmüş, üstünde kalın pardösüsüyle Marlon Kemal, Oflu Osman’ın mekanı Emek Kulübü’nden içeri girer. Masada sevmediği birkaç tip vardır. Bir müddet oyuna devam etse de canı sıkılır. Zaten Eskişehir’de kafası da bozuktur. Masadan kalkar. Müdüriyete yönelir. İçeri dalar. Ceketinin iç cebinden borçlu listesini çıkarır.
Önce samimi arkadaşı Of’lu İsmail’i aramak isterken içeri Nurullah Çınar girer. 10 el silah sesi yankılanır rulet masalarında. İçeridekiler olayın vehametini anlamadan Nurullah Çınar, panik halinde müdüriyetten çıkıp, “Hadi Eyvalah” çeker ve İstanbul’un sokaklarında kaybolur. Marlon Kemal boylu boyunca masanın kenarına düşmüştür. İki saat sonra olay yerine gelen polisin tutanağında üzerinden, “tek taş pırlanta platin yüzük, beş pırlantalı altın bir yüzük, 70 bin TL nakit para, Dunhill marka altın kaplama kalem, 14’lü Browning marka tabanca” çıkar. Geride ise dokuz ve yedi yaşlarında iki çocuk, dul bir eş bırakmıştır.
Yazı: M. Nedim Koca